Matematik Hikayeleri

Sayıların Ardındaki Efsaneler, Paradokslar ve Deha Anları

"Matematik, hayal gücü olmadan yapılamaz; zira matematik, özünde hayal etme sanatıdır."

— Augustus De Morgan

İçindekiler
1729
Hikaye 1

Ramanujan'ın Taksi Sayısı: 1729'un Gizli Zarafeti

İngiliz matematikçi G.H. Hardy, hasta yatağındaki Hintli dâhi Srinivasa Ramanujan'ı ziyarete giderken bindiği taksinin plaka numarasını fark eder: 1729. Odaya girdiğinde bunu sohbet konusu yapar: "Bindiğim taksinin numarası oldukça sıradandı, 1729. Umarım kötüye işaret değildir" der.

Ramanujan hiç düşünmeden karşılık verir: "Hayır Hardy, çok ilginç bir sayı! 1729, iki küpün toplamı olarak iki farklı şekilde yazılabilen en küçük sayıdır: 13+123 = 93+103." Bu anlık gözlem, Ramanujan'ın sayılarla kurduğu olağanüstü sezgisel ilişkinin en ünlü örneği hâline geldi; bugün bu tür sayılara "taksi sayıları" (taxicab numbers) denir.

Ramanujan'ın Taksi Sayısı: 1729'un Gizli Zarafeti illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
1729, iki küpün toplamı olarak iki farklı şekilde yazılabilen en küçük sayı. Peki üç farklı şekilde yazılabilen bir "taksi sayısı" var mıdır?
Evet, vardır. İkinci taksi sayısı olarak bilinen 87.539.319, iki küpün toplamı olarak üç farklı şekilde yazılabilir. Ramanujan'ın "her pozitif tam sayı benim kişisel dostumdur" sözü, bu tür örüntüleri neredeyse anında görebilme yeteneğini özetler.
∞
Hikaye 2

Hilbert'in Sonsuz Oteli: Doluyken Yer Açabilen Bir Otel

Alman matematikçi David Hilbert, sonsuzluk kavramını anlatmak için hayali bir otel tasarlar: Sonsuz sayıda odası olan bir otel. Otel tamamen doludur — her odada bir misafir vardır. Tam bu sırada yeni bir misafir gelir ve oda ister. Sıradan bir otelde bu imkânsızdır; ama Hilbert'in otelinde resepsiyonist kolayca çözer: 1. odadaki misafirden 2. odaya, 2. odadakinden 3. odaya geçmesini ister — bu sonsuza kadar böyle sürer. Sonuçta 1. oda boşalır ve yeni misafir rahatça yerleşir.

İşin asıl şaşırtıcı yanı, bu otele sonsuz sayıda yeni misafir birden gelse bile yer açılabilmesidir: Her misafirden, bulunduğu oda numarasının iki katına taşınmasını istemek yeterlidir (1→2, 2→4, 3→6...). Bu şekilde tüm tek numaralı odalar boşalır ve sonsuz sayıda yeni misafiri ağırlayabilir. Hilbert'in Oteli, "sonsuz" kavramının alışılmış sayma mantığından tamamen farklı işlediğini gösteren, matematik tarihinin en ünlü düşünce deneylerinden biridir.

Hilbert'in Sonsuz Oteli: Doluyken Yer Açabilen Bir Otel illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Peki ya otele sonsuz sayıda otobüs gelseydi ve her otobüste de sonsuz sayıda yolcu olsaydı? Otel yine de hepsine yer açabilir miydi?
Evet, açabilirdi. Her yolcuya, hangi otobüste ve o otobüste kaçıncı sırada olduğuna bağlı benzersiz bir asal sayı kuvveti kombinasyonuyla (örneğin n. otobüsün m. yolcusuna 2n×3m gibi) bir oda numarası atanabilir. "Sonsuzun sonsuz katı" da matematiksel olarak yine sayılabilir sonsuzluk kategorisindedir — Georg Cantor'un küme teorisinin temel sonuçlarından biridir.
Hikaye 3

Doğum Günü Paradoksu: Sezgimizin Yanıldığı An

23 öğrencinin bulunduğu bir sınıfa girip şu iddiada bulunsanız kaç kişi size inanır?
"Bu sınıfta en az iki öğrencinin doğum gününün aynı gün olma olasılığı %50'yi geçer."
Çoğu insan bu olasılığın çok daha düşük, belki %10 civarında olması gerektiğini düşünecektir — çünkü bir yılda 365 gün vardır ve 23 kişi bu sayıya oranla çok az görünür.

Ancak burada gözden kaçan nokta, soru "Sınıfta, seninle aynı gün doğan biri var mı?" değil, "Sınıftaki herhangi iki kişinin doğum tarihinde" bir çakışma olup olmadığıdır.
Şimdi işin püf noktası şudur: En az bir çakışma olma olasılığını hesaplamayla uğraşmak yerine, bunun tersini yani hiç çakışma olmama olasılığını hesaplamak daha kolaydır; 365/365 × 364/365 × 363/365 × ... × 343/365 şeklinde art arda çarptığımızda, hiç çakışma olmama olasılığını yaklaşık 0,493 buluruz.
Buna göre, en az bir çakışma olma olasılığı yaklaşık 0,507 yani %50,7'dir.

Doğum Günü Paradoksu: Sezgimizin Yanıldığı An illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Sınıf 23 değil de 70 kişilik olsaydı, en az iki kişinin doğum gününün aynı olma ihtimali yaklaşık kaç olurdu?
Yaklaşık %99,9! İkili karşılaştırma sayısı kişi sayısıyla orantılı değil, karesiyle orantılı biçimde artar (70 kişide 2.415 ikili karşılaştırma vardır). Bu yüzden ihtimal çok hızlı bir şekilde neredeyse kesinliğe yaklaşır. Doğum günü paradoksu, günlük hayatta "ikili olasılıkların" ne kadar hızlı büyüdüğünü kavramamızın zorluğunu gösteren klasik bir örnektir.
17
Hikaye 4

17 Yıllık Ağustos Böcekleri: Doğanın Asal Sayı Stratejisi

Kuzey Amerika'da yaşayan bazı ağustos böceği türleri (Magicicada), ömürlerinin neredeyse tamamını toprak altında larva hâlinde geçirir ve yalnızca 13 veya 17 yılda bir, hep birlikte, milyonlarca birey hâlinde yüzeye çıkıp üremek için birkaç haftalığına ortaya çıkar. İlginç olan şu: hem 13 hem de 17 asal sayılardır — tesadüf olabilir mi?

Biyologların en çok kabul gören açıklamasına göre, asal döngü yırtıcılara karşı bir koruma stratejisidir. Eğer ağustos böceği 12 yılda bir çıksaydı, 2, 3, 4 veya 6 yıllık döngüsü olan bir yırtıcı neredeyse her çıkışta onunla karşılaşırdı. Ama döngü 17 gibi asal olduğunda, örneğin 4 yıllık bir döngüye sahip bir yırtıcıyla ortak çıkış yılı ancak 4×17=68 yılda bir gerçekleşir. Asal sayı döngüsü, yırtıcıların ağustos böceğinin çıkış yılını "senkronize edebilmesini" matematiksel olarak neredeyse imkânsız hâle getirir.

17 Yıllık Ağustos Böcekleri: Doğanın Asal Sayı Stratejisi illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Ağustos böcekleri 17 yerine 15 yılda bir çıksaydı (asal olmayan bir sayı), 3 yıllık döngüsü olan bir yırtıcıyla ne sıklıkta karşılaşırlardı?
Her çıkışlarında! 15, 3'ün bir katı olduğu için en küçük ortak kat (EKOK) yine 15'tir — yani böceklerin her çıkış yılı, yırtıcının döngüsüyle çakışır. Bu da asal olmayan bir döngünün neden dezavantajlı olduğunu somut biçimde gösterir; 17'nin asallığı, çakışmayı olabildiğince seyrekleştirir.
Hikaye 5

Satranç Tahtası ve Buğday Tanesi: Üstel Artışın Görünmez Gücü

Satrancın icadına dair anlatılan şu efsane, sayıların ne kadar hızlı devleşebileceğini gösterir.
Hint Kralı, ilk kez gördüğü satranç adlı oyunu çok beğenince mucitten bir dilekte bulunmasını ister. Mucit mütevazı görünerek şöyle der: "Sizden sadece biraz buğday isterim. Satranç tahtasının ilk karesine 1 tane, ikinciye 2, üçüncüye 4, dördüncüye 8 tane… Yani her kareye bir öncekinin iki katı kadar buğday koyun yeter."

Kral, bu isteği küçümser ve gerekli emirleri verir adamlarına. Ancak vezirler hesaplamayı bitirdiğinde gerçek ortaya çıkar; 64. kareye gelindiğinde buğday miktarı yaklaşık 18,5 kentilyon (18.446.744.073.709.551.615) taneye ulaşmıştır. Bu miktar, günümüzde dünyadaki yıllık toplam buğday üretiminin yaklaşık 1.000 katına denk gelmektedir.
Matematik bize der ki: Basit bir katlama (üs alma) işlemi, çok geçmeden hayal gücümüzü aşar.

Satranç Tahtası ve Buğday Tanesi: Üstel Artışın Görünmez Gücü illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Satranç tahtasının sadece ilk 20 karesindeki buğdayları saniyede 1 tane sayacak olsaydınız, sayma işlemini bitirmeniz yaklaşık ne kadar sürerdi?
Yaklaşık 12 gün! İlk 20 karenin toplamı 220 − 1 = 1.048.575 tanedir. Saniyede 1 tane sayarsanız bu yaklaşık 12 güne karşılık gelir. 30. kareye ulaştığınızda ise bu süre 34 yıla çıkar. Üstel artış yalnızca miktarı değil, zamanı da büker.
Hikaye 6

Königsberg'in Yedi Köprüsü: Bir Gezintiyle Doğan Yeni Bilim

1700'lü yıllarda Prusya Krallığı'nın Königsberg şehrinde yaşayan halk, bir pazar gezintisi bilmecesine takılmıştı: "Şehirdeki yedi köprünün her birinden tam olarak bir kez geçerek tüm şehri dolaşmak mümkün müdür?" Kimse bunu başaramıyordu; ama nedenini de kimse açıklayamıyordu.

Ünlü matematikçi Leonhard Euler, 1735 yılında bu soruyu çözmek için haritadaki kara parçalarını "noktalara", köprüleri ise "çizgilere" indirgedi. Bir noktaya giren her çizginin bir de çıkışı olması gerektiğini fark etti. Eğer bir noktaya tek sayıda köprü bağlanmışsa, o nokta ya başlangıç ya da bitiş noktası olmalıydı. Şehirde 4 kara parçası vardı ve hepsine de tek sayıda köprü bağlanmıştı; oysa bir rota için en fazla iki başlangıç/bitiş noktası olabilirdi. Euler bu imkânsızlığı kanıtlayarak, bugün modern ağ yapılarını ve GPS teknolojilerini mümkün kılan Graf Teorisi'ni başlatmış oldu.

Königsberg'in Yedi Köprüsü: Bir Gezintiyle Doğan Yeni Bilim illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Königsberg şehrine 8. bir köprü eklenseydi, tüm köprülerden sadece bir kez geçerek şehri gezmek mümkün olur muydu?
Euler'in kuralına göre evet! Eğer yeni köprü, tek sayıda köprüye sahip olan iki kara parçasını birbirine bağlasaydı, "tek sayılı nokta" sayısı ikiye inerdi. Euler, bir rotanın mümkün olabilmesi için tek sayılı noktanın en fazla iki adet olması gerektiğini kanıtlamıştır — bu koşul sağlandığında şehri baştan sona dolaşmak mümkün hale gelir.
?
Hikaye 7

Monty Hall Problemi: Zihnimizin Olasılıkla İmtihanı

Adını Amerikalı bir televizyon sunucusundan alan bu problem, en zeki matematikçileri bile karşı karşıya getirmiştir.
Önünüzde üç kapı var. Birinin arkasında son model bir araba, diğer ikisinde ise birer keçi duruyor. Bir kapı seçiyorsunuz (diyelim ki 1. kapı). Kapıların arkasında ne olduğunu bilen sunucu, kalan iki kapıdan, arkasında keçi olan birini (diyelim ki 3. kapı) açıyor ve size soruyor: "Seçiminizi değiştirip 2. kapıya geçmek ister misiniz?"

Sezgi bize "Fark etmez, iki kapı kaldı, şans %50" dese de matematik "Değiştir!" der. Çünkü en başta yanlış kapıyı seçme ihtimaliniz %66'ydı (2/3). Seçiminizi değiştirdiğinizde, aslında başlangıçtaki o %66'lık "yanlış yapma ihtimalini" kazanma şansına çevirmiş olursunuz. Bu paradoks, olasılığın her zaman göründüğü kadar basit olmadığını kanıtlar.

Monty Hall Problemi: Zihnimizin Olasılıkla İmtihanı illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Eğer sunucu hangi kapıda araba olduğunu bilmeseydi ve rastgele bir kapı açıp şans eseri arkasından keçi çıksaydı, seçiminizi değiştirmek hâlâ avantajlı olur muydu?
Hayır. Eğer sunucu kapıyı bilerek değil de rastgele açsaydı, kalan iki kapı için şansınız eşit (%50-%50) olurdu. Monty Hall paradoksunun özü sunucunun bilinçli seçiminde yatmaktadır — bu bilinç, olasılık dağılımını değiştirir. Bilginin olasılığı nasıl dönüştürdüğüne dair harika bir örnektir.
!
Hikaye 8

Arşimet'in "Eureka" Çığlığı: Bir Hamamda Çözülen Gizem

Siraküza Kralı Hieron, yaptırdığı yeni tacın saf altın olmadığından, içine gümüş karıştırıldığından şüphelenir ve Arşimet'ten taca zarar vermeden bu gerçeği bulmasını ister. Arşimet, bu sorunu düşünürken hamama gider. Küvete girdiğinde suyun yükseldiğini ve vücudunun hafiflediğini fark eder. Aradığı cevabı bulmuştur: Suya batan her cisim, kendi hacmi kadar suyu yerinden oynatır.

Saf altın ve gümüşün yoğunlukları farklı olduğu için, eğer tacın içinde gümüş varsa aynı ağırlıktaki saf altından daha fazla su taşıracaktır. Heyecandan "Buldum!" (Eureka!) diye bağırarak sokağa fırlayan Arşimet, sadece kralın tacının sahte olduğunu kanıtlamakla kalmamış; akışkanlar mekaniğinin ve modern fizikteki hacim hesaplamalarının temelini atmıştır.

Arşimet'in "Eureka" Çığlığı: Bir Hamamda Çözülen Gizem illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Aynı ağırlıkta iki taç düşünün: biri saf altından, diğeri saf gümüşten. Küvete daldırıldıklarında hangisi suyu daha çok yükseltir?
Gümüş taç. Gümüşün yoğunluğu altından daha düşüktür; dolayısıyla aynı ağırlığa ulaşmak için daha fazla hacim kaplaması gerekir. Daha büyük hacim, küvette daha fazla su taşırılması anlamına gelir. Arşimet'in kralın tacındaki hileyi ortaya çıkarmasını sağlayan mantık tam olarak budur.
1 2 3 100 99 98 101 101 101
Hikaye 9

Küçük Gauss ve Toplam Formülü: Dehanın İlk Parıltısı

Modern matematiğin prensi kabul edilen Carl Friedrich Gauss, henüz ilkokul çağındayken tüm sınıfı hayrete düşüren bir çözüm üretmiştir. Öğretmeni, öğrencilerini oyalamak amacıyla onlardan 1'den 100'e kadar olan tüm sayıları toplamalarını ister. Diğer öğrenciler uzun işlemlerle uğraşırken, küçük Gauss birkaç saniye içinde cevabı bulur: 5050.

Gauss'un yöntemi, karmaşık bir soruyu basitleştirmenin en güzel örneğidir. Sayıları bir baştan bir sondan olmak üzere eşleştirebildiğini fark etmiştir: 1+100=101, 2+99=101, 3+98=101… Bu şekilde, toplamları 101 olan tam 50 tane sayı çifti olduğunu görür. 50×101 işlemini zihninden yaparak da sonuca ulaşır. Bugün öğrencilerin kullandığı n(n+1)/2 formülü, küçük bir çocuğun sınıftaki o pratik gözlemine dayanmaktadır.

Küçük Gauss ve Toplam Formülü: Dehanın İlk Parıltısı illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Gauss'un yöntemini kullanarak, 1'den 200'e kadar olan çift sayıların (2+4+6…+200) toplamını kalem oynatmadan, sadece zihninizden nasıl bulursunuz?
İpucu: Tüm sayıları 2 parantezine alırsanız 2×[1+2+3…+100] ifadesini elde edersiniz.
Gauss'un yöntemini uygularsak, köşeli parantez içindeki toplam 5050'dir. Dışarıdaki 2 ile çarpınca sonuç 10.100 olur.
Serideki çift sayıların toplamı her zaman n(n+1) ile de hesaplanabilir.
Hikaye 10

Pisagor'un Adalet Kupası: Açgözlülüğün Matematiksel Sınırı

Büyük matematikçi Pisagor tarafından yaklaşık 2500 yıl önce icat edilen bir kupa (bardak), aslında bir "etik ve denge" dersidir. Görünüşte sıradan bir kadehe benzeyen bu kupanın içinde gizli bir sifon düzeneği bulunur. Kupada, sıvının doldurulabileceği bir sınır çizgisi vardır.

Eğer kişi kadehini bu sınırın altında doldurursa, içeceğini rahatlıkla içebilir. Ancak kişi açgözlülük yapıp çizgiyi aşarsa sifon etkisi başlar ve kupanın içindeki tüm içecek alt delikten dışarı boşalır. Pisagor, matematiksel bir tasarım aracılığıyla şu mesajı verir: "Eğer azla yetinmeyi bilmezseniz, elinizde olanın tamamını da kaybedersiniz."

Pisagor'un Adalet Kupası: Açgözlülüğün Matematiksel Sınırı illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Pisagor'un kupasını tamamen suyun içine daldırıp sonra ters çevirerek çıkarsanız ne olur? Sifon etkisi kupa boşalana kadar devam eder mi?
Kupa sudan baş aşağı çıkarılırsa sifon mekanizması çalışmaz; çünkü geniş ağzı açılan kaptaki su yerçekimiyle doğrudan dökülür. Ancak kupa dik konumda çıkarılırsa, sifon kanalı suyla dolmuş olacağından kritik eşik aşılmış sayılır ve sifon etkisi derhal başlar. Bu aşamadan sonra akış durdurulamaz; kupa içindeki tüm sıvı tabandaki delikten tamamen boşalır. Kupanın sırrı, akışkanlar mekaniğinin temel ilkelerini kullanarak bu geri dönüşsüz sifon eşiğini oluşturan akıllıca geometrik tasarımında yatar.
aⁿ+bⁿ=cⁿ n > 2
Hikaye 11

Fermat'ın Son Teoremi: 358 Yıllık Deha Bilmecesi

Fransız matematikçi Pierre de Fermat, 1637 yılında bir kitabın kenar boşluğuna şu tarihi notu düşer:
"an + bn = cn denkleminde n 2'den büyük bir tam sayı olduğunda denklemi sağlayan pozitif tam sayı çözümü yoktur."
Ardından şunu da ekler:
"Bu önerme için gerçekten harika bir kanıt buldum, ancak sayfa kenarı bunu yazmak için çok dar."

Bu küçük not, matematik tarihinin en büyük avını başlattı. Yüzyıllar boyunca Euler ve Gauss dâhil en büyük zekâlar kanıtı aradı fakat bulamadı. Nihayet 1994 yılında İngiliz matematikçi Andrew Wiles, modern matematiğin en karmaşık araçlarını kullanarak 358 yıldır çözülemeyen bu teoremi kanıtlamayı başardı.

Fermat'ın Son Teoremi: 358 Yıllık Deha Bilmecesi illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Fermat'ın denkleminde n = 2 olduğunda hangi tamsayılar bu denklemin (a2 + b2 = c2) çözümleridir?
Evet, sonsuz sayıda vardır! Bunlar meşhur "Pisagor Üçlüleri"dir (örneğin 3-4-5 veya 5-12-13). Fermat'ın iddiası, üssün 3 veya daha büyük bir sayıya çıktığı andan itibaren bu tür tam sayı çözümlerinin imkânsız hâle geldiğidir.
A D
Hikaye 12

Sezar Şifrelemesi ve Kriptoloji: Gizli Mesajların Matematiği

Jül Sezar, generallerine askeri emirler gönderirken düşmanın eline geçme ihtimaline karşı basit ama etkili bir matematiksel yöntem kullanıyordu. Sezar Şifrelemesi olarak bilinen bu teknikte, alfabedeki her harf belirli bir sayıda kaydırılarak yazılıyordu.
(Örneğin alfabemizde 4 sayı kaydırma 'A' harfini 'D'ye, 'B' harfini 'E'ye dönüştürür.)

Bu basit kaydırma işlemi, günümüz modern kriptolojisinin ve siber güvenliğinin temel harcı kabul edilen modüler aritmetiğin ilk uygulamalarındandır. Günümüzde internet üzerindeki şifrelemeler çok daha büyük sayıların modüler işlemlerine ve asal sayı çarpanlarına dayanmaktadır.

Sezar Şifrelemesi ve Kriptoloji: Gizli Mesajların Matematiği illüstrasyonu
⚡ İnteraktif Deneyim: Sezar Şifreleyici

Kendi mesajınızı yazarak Sezar algoritmasının harfleri nasıl dönüştürdüğünü canlı olarak test edin:

Hikaye 13

Mandelbrot ve Fraktallar: Sonsuz Karmaşıklığın Geometrisi

Benoit Mandelbrot, 1970'lerde doğadaki şekillerin (bulutlar, dağlar, kıyı şeritleri, kar taneleri) klasik Öklid geometrisindeki daire veya üçgen gibi pürüzsüz yapılarla açıklanamayacağını fark etti. Yaptığı araştırmalar sonucunda "fraktal" kavramını geliştirdi: Yakınlaştıkça kendi kendini sürekli tekrar eden, sonsuz detaya sahip geometrik şekiller.

Mandelbrot kümesi, zn+1 = zn2 + c gibi son derece basit bir yinelemeli karmaşık sayı kuralına dayanır. Ancak bilgisayar ekranında görselleştirildiğinde, içinde sonsuz sayıda yeni evrenler barındıran büyüleyici ve sınırları olmayan bir yapı ortaya çıkar.

Mandelbrot ve Fraktallar: Sonsuz Karmaşıklığın Geometrisi illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Bir kıyı şeridinin (örneğin Türkiye kıyılarının) uzunluğunu daha küçük bir cetvelle ölçtükçe toplam uzunluk artar mı yoksa azalır mı?
Artar! Buna "Kıyı Şeridi Paradoksu" denir. Cetvel küçüldükçe daha fazla girinti ve çıkıntı hesaba katılır, dolayısıyla ölçülen toplam uzunluk sonsuza doğru yaklaşır. Fraktal geometrinin doğayı tanımlamadaki gücü tam olarak buradan gelir.
Hikaye 14

Eratosthenes ve Dünyanın Çevresi: Bir Çubuk ve Bir Gölge İle Ölçüm

Günümüzden yaklaşık 2.200 yıl önce İskenderiye Kütüphanesi müdürü Eratosthenes, yaz dönümünde Syene (Asvan) şehrinde güneş ışınlarının öğle vakti bir kuyunun dibine dik açıyla düştüğünü (gölge oluşturmadığını) öğrendi. Aynı gün ve saatte İskenderiye'deki bir çubuğun gölgesini ölçtü ve ışınların yaklaşık 7,2 derecelik bir açıyla geldiğini tespit etti.

Bu açının tam bir çemberin (360°) 50'de biri olduğunu hesaplayan Eratosthenes, İskenderiye ile Syene arasındaki mesafeyi 50 ile çarparak Dünyanın çevresini hesapladı. Hiçbir modern teknoloji olmadan, yalnızca geometri sezgisi ve bir çubuğun gölgesiyle gerçeğe %98'in üzerinde bir doğrulukla ulaşmıştır.

Eratosthenes ve Dünyanın Çevresi: Bir Çubuk ve Bir Gölge İle Ölçüm illüstrasyonu
⏸ Zeka Molası
Eratosthenes'in yaptığı hesaplamanın geçerli olabilmesi için Dünya'ya gelen güneş ışınları hakkında hangi temel varsayımı yapması gerekiyordu?
Güneş ışınlarının Dünya'ya birbirine paralel ulaştığı varsayımı. Güneş Dünya'dan çok uzakta olduğu için ışınlar paralel kabul edilebilir. Bu paralellik sayesinde çubuğun gölge açısı, iki şehir arasındaki merkez açıya eşit olur (İç ters açılar kuralı).

Bu hikayeler, matematiğin yalnızca bir hesap bilimi olmadığını; aynı zamanda merak, gözlem ve yaratıcı düşüncenin ürünü olduğunu göstermektedir.